Gündem ustalarının gırla gittiği ülkemizde konu o kadar çok ki…
Kar, yağmur, ilk kez takılan yüz, çılgınca projeler, ihaleler…
İçerde bitmeyen, dışarıda tükenmeyen konular. Filistin tek başına yeter bize aslında. Biraz da Irak, İran, Somali… Çevir çevir kullan.
Fransa’ymış, soykırımmış, Sarkozi telefona -mahcubiyetindendir- çıkmamış, Cezayir Başbakanı ‘işimize karışmayın’ demiş… Demiş de ne olmuş yani, geçelim böyle önemsiz işleri.
Bakalım neler çok önemliymiş:
Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu na göre;
Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek ve seçimler 5 yılda bir yapılacak. Seçim; genel, eşit ve gizli oyla, bütün ülkede aynı günde, yargı yönetim ve denetimi altında yapılacak.
25 Ocak 2012 tarihinde Yeni bir kanun çıkarıldı ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
6271 sayılı "Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu” ile “emekli milletvekillerinin maaşlarını düzenleyen kanunu” onayladı.
Emekli vekil maaşlarına gönülden evet diyen bir vatandaşa rastlamadım. Memura, işçiye kime sorsanız haksız buluyor: “İki yıl vekillik yap, genç yaşında en yüksek dereceli memurdan kat kat fazla maaşla emekli ol. Yetmesin, bütün efradın da bu kıyaktan yararlansın. Haram olsun.” Diyor. Halkın vekilleri halka rağmen böyle yasa çıkarsın ve halkın başkanı olan Cumhurbaşkanı da, halka rağmen, bu yasayı onaylasın. Akıl almıyor. Zehir gibi, yenilir yutulur cinsten değil. Şimdilerde vekil adaylığına hazırlananlar “bir vekil emeklisi olabilsem, bu servet yeter bana; hiç olmazsa çocuklarım rahat eder” ideallerine soyunmuşlar. Güler misin, ağlar mısın?
Kanundaki geçici maddeye göre, 11. Cumhurbaşkanı nın görev süresi 7 yıl olacak.
31 Mayıs 2007 tarihli Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten önce seçilen cumhurbaşkanları, iki defa seçilememeleri kuralı dâhil, Anayasanın değişiklik öncesi hükümlerine tabi olacak.
Bu değişiklik masum görünebilir.
Oysa burada akla gelen, iki yıl sonra boşalacak koltuğun yeni sahibinin de şimdiden belirlenmesi. Bazı siyasi parti başkanları, zamanında sözlerinde durmadılar. Halk da onları affetmedi. AKP başkanı Tayyip Erdoğan sözünde durursa, bir daha genel başkan adayı olmayacak. Yani başbakan da olmayacak. Peki, emekli olup, başbakanlık emekli maaşına bağlanacak, siyasetten uzak mı kalacak? Tarzına, ihtirasına bakılırsa, öyle anlaşılmıyor. Başbakanlığının sonunda Cumhurbaşkanı veya “Başkan” olma hesapları olduğu ortada. Adımlar bu denli ince hesap üzerine atılıyor olmasına rağmen, siyasetin bir gereği olarak, bu hesaplardan hiç söz edilmiyor.
Başka bir önemli madde daha halkımıza:
Ne yapsak da devletin temel yapısını tahrip etsek dercesine yapılan atışlar bunlar. Saf ve sevdiğine inanmaya meyilli kesimler de yutuyor bunları. Bakınız, bir prof unvanlı yazar şimdi de Atatürk’ün gençliğe hitabesini eleştiriyor. Metin ustaca kaleme alınmış da, örnek bir metinmiş de, kendisi de ezbere bilirmiş de… Eee...
Sayın prof sonunda çıkarır baklayı ağzından ve
“Peki, problem nerede? Problem bu metne kutsal bir metin hüviyeti verilmesinde ve resmî olarak bu kudsiyetin kanun ve yönetmelik zoruna dönüştürülmesinde.” Der. Mutlaka inananları olacaktır ama, azıcık özgür iradesi olan her Türk evladı, ardında iyi niyet olmadığına hükmeder. Bu bir yıpratma taktiğidir. Engeller aralandı ve sıra Atatürk’e kadar geldi. Devasa bir makine, böyle vida vida sökülüyor. Son hamle, putların ve iç huzurun birlikte yıkılması olacak gibi görünüyor.
Zor dostum zor… |