Tüketici hakları sadece hukukî sorunlar değil, aynı zamanda toplumsal bilinç demektir. Bu bakımdan toplumsal karakterin de bir göstergesidir. Hakkını arayan, ayıplara karşı suskun kalmayan, yapılanları kabullenmeyen toplumlar, daha etkin ve bilinçli olurlar. Susan, kabul eden, kaderci toplumlar ise, başına gelenlere karşı tepki vermez ve keyfi uygulamaları sineye çekerler. Dolayısıyla müstehak oldukları şekilde yönetilirler.
Tüketici haklarının diğer yönü, üretici ve satıcının malının ve hizmetinin arkasında durması demektir. Tüm ilgi ve iltifatın, malı satıncaya kadar olmamasını sağlamaktır. Zaten “kalite” satıştan sonraki davranış ve malın kullanılmasıyla kendini gösterir. Tabi toplumunda hak arayışları ve tepkileri ile üreticiyi kaliteli mal üretmeye zorlaması gerekir. Hani “susma sustukça sıra sana gelecek” sözü tüketici hakları için de geçerlidir.
Toplumumuzda bazı kişiler bir mal aldığı zaman; o mal arızalı ya da defolu çıktığı takdirde, genelde sadece arıza halinde hakkını aramaya çalışır. Ama arıza dışındaki ayıplardaçoğunlukla kabullenmeyi tercih ederler. Oysa her türlü ayıp da en az arıza hali kadar aranılması gereken bir haktır. Bu hak arama, aynı zamanda bir yurttaşlık görevidir. Çünkü birey, ayıplı mala/hizmete karşı hakkını aramadığı takdirde, bu malı üreten/hizmeti veren firma, nasıl olsa insanlar kabulleniyorlar düşüncesiyle üretimini/hizmetini düzeltme ve iyileştirme yoluna gitmeyebilir. Bu bakımdan hak arama, diğer tüketicilere ve genelde ise, topluma saygı ve toplumsal bilince katkı demektir.
Tüketici hakkı, alınan bir malın ayıplı çıkması halinde kayıtsız kalmayarak haklarını aramak demektir.Gerçi hakkını arama iradesi giderek yaygınlaşmaktadır fakat henüz yeterli değildir. Hala “aman ne yapalım, bir tarafı defolu ama böyle kullanalım gitsin” diyerek kabullenişler hala bulunmaktadır.
Tüketici hakları denilince, akla hemen “Tüketici Hakem Heyeti” veya “Tüketici Mahkemesi” gelmektedir. Oysa bir yol daha vardır. O yol, Sanayi Odalarına başvurudur. Tüketici her iki yola birden başvurabilir. Şimdi bu iki yolu kısaca açıklayalım:
1) Tüketici hakları, 4077 sayılı “Tüketicin Korunması Hakkında Kanun” ile düzenlenmiştir. Kanunun amacı genel anlamda, tüketiciyi korumaktır. Kanun sadece satın alınan eşyayı değil; konut, yazlık, hizmet gibi unsurları da kapsamaktadır.Kanunun 3/c maddesi uyarınca, kanun kapsamındaki mallar şunlardır: Alış-verişe konu olan taşınır eşya, konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi mallar. Dikkat edilecek olursa, konut ve yazlıklar da kanun kapsamındadır. Hizmet ise şu şekilde tanımlanmıştır: Bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan, mal sağlama dışındaki her türlü faaliyet.
Yukarıda belirtilen mal ve hizmetlerdeki eksiklikler;“ayıp” olarak nitelenmiştir. Maldaki ayıp(md.4):İlanda, ambalajda veya etikette belirtilen nitelik veya niceliğine aykırı veya kullanım amacı bakımından değerini veya beklenen yararlarını azaltan veya ortadan kaldıran maddî, hukukî veya ekonomik eksikliklerdir. Hizmetlerdeki ayıp ise (md.5), yukarıda ayıplı mallarda belirtilen eksikliklerin hizmette bulunması halidir.
Tüketici bir mal veya hizmet satın aldığında, malda veya hizmette yukarıda belirtilen şekilde ayıp (eksiklik) olması halinde, bu ayıbı, 30 gün içinde malı satana ya da hizmeti sağlayana bildirmekle yükümlüdür. Ayıp daha sonra ortaya çıksa bile bu süre 2 yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak bu süre konut ve tatil amaçlı konutlarda beş yıldır. Konut finansmanı veren kuruluşların sorumluluğu ise farklı olup krediyi devretseler bile devam eder. Eğer mal veya hizmetteki ayıp, satıcı veya sağlayıcı tarafından özellikle gizlenmişse, zamanaşımı işlemez, yani sorumluluk devam eder. Ayıbı bilerek malı veya hizmeti alan ise ayıp iddiasında bulunamaz.
Tüketici bu 30 günlük ayıp bildirimi içerisinde şu haklardan birini isteyebilir: 1)Bedel iadesini içeren sözleşmeden dönme, 2)Malın ayıpsız misliyle (yenisi ile) değiştirilmesi, 3)Ayıp oranında bedel indirimi, 4)Ücretsiz onarım.
Kanunda, sözleşmedeki haksız şartlar, taksitle satış, devre tatil, paket tur, kampanyalı satışlar, kapıdan satışlar, mesafeli satışlar, tüketici kredisi, kredi kartı (kredi kartı ayrı bir kanunla da düzenlendi) konut finansmanı sözleşmeleri, süreli yayınlar, abonelik sözleşmeleri, fiyat etiketi, garanti belgesi, tanıtma ve kullanım kılavuzu, satış sonrası hizmetler, ticari reklamlar ve ilan konuları da düzenlenmiştir. Ayrıca ceza hükümleri de konulmuştur. Bilinçli bir yurttaş olmak için tüketicinin bu haklarını koruması ve kullanması gerekir. Ayıplı malı/hizmeti kabullenmek, ayıplı mal üretimine/satılmasına göz yummak demektir ki bu göz yumuş diğer tüketicilere de dolaylı olarak zarar vermektir. Tüketiciler ve toplum ayıplara itiraz etmedikçe; daha iyi elde edilemez.
Tüketiciler, ayıplı mal veya hizmet ya da kanunda yer alan diğer durumlarda il ve ilçe merkezlerinde bulunan Tüketici Hakem Heyeti’ne veya dava yoluyla Tüketici Mahkemesi’ne başvurabilirler. 2012 yılı için Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuru sınırı 1.161,67 TL’dir. Bu miktara kadar olan ihtilaflarda Hakem Heyeti tarafından verilen karar ilam hükmünde olup, İcra ve İflas Kanunu’nun ilamların icrasına göre yerine getirilir. Bu kararlara, Tüketici Mahkemesinde 15 gün içinde itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurmaz. Hâkimin vereceği tedbir kararıyla takip durdurulabilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Büyükşehir statüsünde bulunan illerdeki Hakem Heyetlerine başvuru sınırı ise 3.032,65 TL’dir.
2) Bazı üretici davranışlarına karşı ikinci bir yol, odalara başvurudur. 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun odaların görevlerini düzenleyen 12.maddesinin (y) bendi uyarınca odanın bir görevi de; odanın “üyeleri hakkındaki tüketici şikâyetlerini incelemek”tir. Bu düzenlemeye göre, diyelim bir şehirde üretilen bir mal, meselâ bir para kasası aldınız ve size o malın yenisi değil de eskisi, kullanılmışı gönderildi. Bu davranış, tüketiciyi aldatmaya yönelik bir ayıptır ve bunun için Tüketici Hakem Heyeti dışında (veya yanı sıra), o şehrin sanayi odasına da şikâyet yapılabilir. Çünkü üreticinin bu kötü niyetli davranışı, aynı zamanda bulunduğu şehir hakkında yanlış imaja sebep olacak bir davranıştır. Odaların görevi ise, meslek ahlakını korumak ve geliştirmektir.
Sonuç olarak;Daha güzel ve daha kaliteli bir hayat istiyorsak: Alınan bir eşyada eksiklik, arıza, ezik, kırık, leke, kullanılmışlık gibi ayıplar ya da hizmetin ayıplı olmasıhalinde, kesinlikle bu durumu kabullenmeyip, hakkımızı aramamız gerekir. Böyle bir durumla karşılaşınca, önce mutlaka, haklarımızın ne olduğunu araştırmak ve sonra gerekli girişimlerde bulunmamız gerekir. Bu husus bir tüketici hakkı ve yurttaşlık görevi olduğu kadar, mensubu bulunduğumuz toplumun mutluluğu ve çocuklarımızın geleceği için de gereklidir. Kötünün iyiyi kovmaması için; kaliteli mal ile kalitesiz malın, müşteriye saygılı olanla olmayanın ayrışması ve kötülerin elenmesi gerekir!Çünkü “çağdaş toplum”, kendini, tepkileri, talepleri ve kalitesi ile belli eder!
avhy@mynet.com |